İstanbul’un Tarihi Semt ve Mahalleleri
  • 02.07.2020
  • İstanbul

İstanbul’un Tarihi Semt ve Mahalleleri

İstanbul, yüz binlerce yıllık tarihi olan ve yıllar içinde milyonlarca kişiye ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Dünyanın en eski şehirlerinden olan İstanbul’un tarihi ve sosyo-kültürel açıdan önemi büyüktür. İstanbul’da tarih boyunca birçok farklı dine mensup insanla farklı milletler birlikte yaşamıştır ve bu milletlerin hepsi arkasında izlerini bırakmıştır. Bu içerikte size, geçmişten bugüne taşıdığı izleri hâlâ barındıran, şehrin kültürel çeşitliliğini yansıtan tarihi semt ve mahalleleri anlatacağız.

Kuzguncuk (Üsküdar)

Kuzguncuk, Anadolu yakasındaki Üsküdar’ın kuzeyinde yer alan bir sahil semtidir. Kuzguncuk’un eski isminin “Altın Kiremit” anlamına gelen “Hrisokeramos” olduğu bilinir. Kuzguncuk’la ilgili en dikkat çeken şey; zaman içinde farklı dinlerin bu semtte birlikte var olabilmesidir. Kuzguncuk; Musevi, Ermeni, Rum ve Müslüman halkın oluşturduğu kendine has bir yapıya sahiptir. Asya kesimindeki ilk Musevi yerleşim bölgesi olarak bilinen Kuzguncuk’ta Musevilerin tarihi 17. yüzyıla kadar dayanır. Daha sonrasında Ermeni ve Rumların gelmesiyle semtin etnik kültürü daha da artmıştır. Günümüze yaklaştıkça, azalan azınlık nüfusunun yerini Türklerin almasıyla Kuzguncuk’un kültürel ve mimari yapısına yenilikler eklenmiştir. Deniz kenarında bulunan Üryanizade Camii, Beth Yaakov Sinagogu ve yanındaki Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi; Kuzguncuk’un kültürel farklılıklara sahip çıktığının çok güzel bir kanıtıdır. Ayrıca Kuzguncuk, tarihi köşkleriyle de bilinen bir yerdir. Birbirinden renkli cumbalı Kuzguncuk evleri, aslına uygun restore edildiği için eski ve tarihi dokusunu hiç kaybetmemiştir. Mahalle kültürünün hâlâ yaşadığı Kuzguncuk’u, Anadolu yakasına yolunuz düştüğünde kesinlikle görmenizi tavsiye ederiz.

Balat – Fener (Fatih)

Osmanlı Dönemi’nde Rumların ve Musevilerin oturduğu Fener ve İspanya’da Engizisyon’dan kaçan Yahudilerin oturduğu Balat, Fatih ilçesinin Haliç kıyısında yer alır. Zengin tarihleri ve mimarisiyle son zamanların en çok dikkat çeken semtlerinden olmuşlar ve hem yerli hem de yabancı turistlerin tercih ettiği bir rota haline gelmişlerdir. Bu semtlerde görülebilecek birçok tarihi yapı mevcuttur. En önemlilerinden bazıları ise şunlardır: Aya Yorgi Patrikhane Kilisesi, Sveti Stefan Kilisesi, Kanlı Kilise ve Fener Rum Erkek Lisesi’dir. Aya Yorgi Patrikhane Kilisesi’nde Bizans dönemine ait mozaikler ve kutsal emanetler bulunmaktadır. 5. yüzyıldan kalma patrik tahtı bunlardan sadece bir tanesidir. Sveti Stefan Kilisesi, bilinen diğer adıyla Demir Kilise, dış süslemeleriyle oldukça dikkat çeker. Dünyadaki tek demir kilise olma özelliğini taşır. Kanlı Kilise’nin en önemli özelliği ise İstanbul’da Osmanlı döneminde camiye çevrilmeyerek Rumların ibadetine bırakılmış tek kilise olmasıdır. Son olarak Fener Rum Erkek Lisesi, mimarisiyle İstanbul’un en görkemli binalarından biridir ve yerli, yabancı herkesin ilgi gösterdiği bir yapıdır. Bölgenin belki de en önemli yapısı olan bu lise, Fransa’dan getirilen kırmızı tuğlalarla yapıldığı için “Kırmızı Lise” olarak da bilinir. Tarihiyle oldukça dikkat çeken bu iki semt; renkli sokakları, kafeleri, antika ve vintage dükkanlarıyla da turistlerin yoğun ilgisini görür. İstanbul’a gelen herkesin bu iki semte uğramasını, tarihi yapılarını görmesini ve renkli sokaklarında fotoğraflar çekilmesini tavsiye ederiz.

Beylerbeyi (Üsküdar)

Beylerbeyi Anadolu yakasında, Kuzguncuk’la Çengelköy arasında yer alan bir semttir. Bir sahil semti olan Beylerbeyi, Boğaziçi Köprüsü’nün Anadolu yakasındaki ayaklarının altından başlayarak sahil boyunca uzanır. Beylerbeyi’nin tarihi, Bizans dönemine kadar gitmektedir ve Bizans kalıntılarının Boğaziçi’nde en çok rastlanan yerlerinden biridir. Bizans döneminde burada, II. Konstantinos’un diktirdiği büyük haçtan ötürü İstavroz Bahçeleri olarak bilinen bir koruluk bulunmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeyse bu semte ilgi devam etmiş; birçok yalı yaptırılmış ve ayrıca bu bölge padişahların has bahçesi olarak kullanılmıştır. Beylerbeyi’nin sembolü olan yapı ise 1865 yılında tamamlanan ve Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Beylerbeyi Sarayı’dır. Neoklasik, Barok ve Rönesans sanat üsluplarının görülebileceği Beylerbeyi Sarayı, İstanbul’un süslemeleriyle dikkat çeken saraylarındandır. Yalıları, köşkleri, sarayı, butik kafeleri ve balık restoranlarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Beylerbeyi’nde eğlenceli anlar geçirebileceğiniz gibi İstanbul’un önemli tarihi yapılarından olan Beylerbeyi Sarayı’nı da ziyaret ederek tarihe şahitlik edebilirsiniz.

Cihangir (Beyoğlu)

Cihangir, Beyoğlu’nda bulunan bir mahalledir. Özellikle kafeleri ve eski binalarıyla bilinir. Cihangir’in Osmanlı öncesindeki tarihine ilişkin çok bir bilgi bulunamamıştır. Fakat bölgede, Bizans manastırına ait olduğu sanılan kalıntılara rastlanmıştır. Semtte bulunan önemli yapılardan biri Cihangir Camii’dir. Kanuni Sultan Süleyman’la Hürrem Sultan’ın en küçük oğulları Cihangir’in ölümü üzerine padişah, 1560 yılında Cihangir Camii’ni inşa ettirmiştir. Mimar Sinan tarafından yapılan camii defalarca yangınlar ve depremlerde yıkılınca 1889’da II. Abdülhamid camiyi yenilemiştir. Günümüzde Cihangir, butik kafeleriyle oldukça meşhur bir yer haline geldi. Kendine has havasıyla İstanbul’un en sevilen mahallelerinden biri olan Cihangir, Beyoğlu’na uğrayan herkesin nefeslenip bir kahve içmek için uğraması gereken yerlerden biridir.

Ortaköy (Beşiktaş)

Ortaköy, Avrupa yakasındaki Beşiktaş ilçesine bağlı bir mahalledir. Semtin sembolü haline gelen Ortaköy Camii’nin muhteşem konumu ve manzarası ile meşhur olan Ortaköy, İstanbul’un en gözde semtlerinden biridir. Antik çağdaki adının Arkheion (Argion) olduğu söylenir. Bizans dönemindeki “Ayios Fokas” adını ise Bizans İmparatoru I. Basileios tarafından buraya yaptırılan Ayios Fokas manastırından almıştır. Türklerin Ortaköy’e yerleşmesiyse Kanuni Sultan Süleyman döneminde olmuştur. Ortaköy’de eskiden sahil boyunca görülen yalılar olduğu söylenir. Ancak bu yalılar, Çırağan Sarayı’nın yapımına ayrılan alan sebebiyle günümüze gelememiştir. Ortaköy’le ilgili etkileyici olan şey ise üç dini temsil eden üç önemli yapının birbirine oldukça yakın olmasıdır. Üç kültürün bir arada yaşaması, Ortaköy’ün kültürel yapısını her kesimin ilgi odağı haline getirmiştir. Bu yapılar; Ortaköy Camii, Ayios Fokas Kilisesi ve Etz Ahayim Sinagogu’dur. Ortaköy Camii, 1853 yılında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. Barok üslubunda olan yapı, Boğaz’ın en güzel noktalarından birinde bulunur. Ortaköy Camii, Ortaköy Meydanı’nın en göz alıcı ögesidir. Osmanlı sivil mimarisinin iyi bir örneği olan meydanda, 1723’te yapılmış Damat İbrahim Paşa Çesmesi gibi başka tarihi eserler de vardır. Meydanın lokantaları, barları, antikacıları ve kumpircileri Ortaköy Meydanı’nı popüler yapan faktörlerden bazılarıdır. İstanbul’un en işlek yerlerinden biri olan bu meydanı kesinlikle görmenizi ve kendisine has yemeklerini yemenizi tavsiye ederiz.

Çengelköy (Üsküdar)

Anadolu yakasında Üsküdar’a bağlı bir semt olan Çengelköy; boğaz manzarası, asırlık çınar ağaçları ve butik kafeleriyle oldukça popülerleşen bir semttir. Çengelköy’ün tarihi ise oldukça eskilere dayanır. Rivayete göre, Çengelköy’e ilk olarak “Protos Diskos” denmiştir. “Protos Diskos” Birinci Koy anlamına gelir. Bizans dönemindeki adıysa “Sophianae”dir. 17. yüzyıl zamanında Çengelköy nüfusunun çoğunluğunu Rumların oluşturduğu söylenirken, 18. yüzyıl zamanında Ermeniler de Çengelköy’e yerleşmeye başlamıştır. Her dönemde ilgi görmeyi başarmış olan bu semt, aynı zamanda Sultan IV. Murad ve IV. Mehmet’in en gözde av yerlerinden bir tanesi olmuştur. Günümüzde semtin tarihini yansıtan yapılardan birkaçı ise şunlardır: Çengelköy Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi, Abdullah Ağa Yalısı ve Sadullah Paşa Yalısı. Çengelköy doğal güzellikleri, boğaz kenarında bulunan kafeleri ve renkli sokaklarıyla İstanbul’un gözde tarihi mahallelerinden biri olmaya devam ediyor. Yolunuz Anadolu yakasına düşerse İstanbul’un önemli mahallelerinden olan Çengelköy’e uğramayı ve butik kafelerinde oturup kahve içmeyi unutmayın.

Ağva (Şile)

İstanbul’a 97 kilometrelik uzaklıkta yer alan Ağva, birçok uygarlığa tanıklık etmiş bir semttir. Latincede “iki dere arasına kurulmuş köy” anlamına gelen Ağva, Göksu ve Yeşilçay derelerinin arasında bulunur. M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanan kalıntılar, Ağva’nın tarihinin ne kadar eski olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bulunan kalıntılara göre, bu dönemlerde Ağva’da Hititler ve Friglerin bölgede yaşamış olduğu düşünülür. Bunlar dışında Ağva; Roma, Ceneviz ve Bizans egemenliklerine de girmiştir. Romalılara ait kilise ve mezar taşları, Hisar Tepe’de bulunan kale kalıntısı ve bunun gibi kalıntılar bölgede bulunan eserler arasındadır. Aynı zamanda İstanbul’un önemli tatil beldelerinden olan Ağva’nın 3000 civarında olan nüfusu, yazın 10.000 ve üstüne çıkar. Birçok medeniyetin kalıntılarını barındıran Ağva’nın, doğal güzellikleri de bir o kadar çoktur. Gelin Kayası, Kilimli Koyu ve Saklı Göl bunlardan bazıları... Özellikle Saklı Göl, Ağva’ya gelen ziyaretçilerin ilk duraklarından biridir. Ağva’ya gelmişken, Hacıllı Köyü’ndeki Gürlek Mağarası’nı, kale ve değirmen kalıntılarını da görebilirsiniz. İstanbul’un yakınlarında bulunan bu küçük tatil beldesi, İstanbul’da tarihi yerleri görmek dışında deniz tatili de yapmak isteyenlerin uğraması gereken yerlerden biridir.

0 YORUM
YORUM YAP