Cihangir

Cihangir
İstanbullulardan şehrin en güzel, en nezih semtlerini saymalarını isteseniz, Cihangir herkesin ilk söyleyeceği isimler arasında yer alır. Beyoğlu’nda; merkeze, Taksim’e çok yakın, ama bir o kadar da kendi halinde, sessiz ve sakin olan, eski mahalle kültürünün korunabildiği az sayıda semt arasında yer alan; butik kafeleri, dar sokakları, eski binaları ve tabii ki kedileriyle ünlü olan Cihangir, İstanbul’a geldiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Bu yazıda, bu tatlı semtin geçmişine kısa bir bakış atıp, buraya geldiğinizde yapabileceklerinizden bahsedeceğiz.

Osmanlı Zamanında Semt
Günümüzde Sıraselviler Caddesi ile Kazancı Yokuşu arasından başlayıp Fındıklı’ya kadar uzanan Cihangir bölgesi ile alakalı, Osmanlı öncesine ait bir bilgi bulunmamaktadır. Osmanlılar Dönemine ait olan, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nde görülebilecek bilinen ilk kayıtlarda ise, semtte nahoş kadınların ve erkeklerin yaşamış olduğu kaydedilmiştir. (1563) Kanuni Sulta Süleyman ve Hürrem Sultan’ın oğlu Şehzade Cihangir genç yaşta öldükten sonra, bu bölgede, İstanbul’a hakim bir tepe üzerine bir cami inşa edilmiştir. Mimar Sinan tarafından yapılan bu camiye Cihangir Cami ismi verilince, zamanla semt de Cihangir olarak bilinmeye başlamıştır. Tabii bu dönemlerde o civarlar henüz yerleşim bölgesi haline gelmemişti. Semt; 1930’lu, 1940’lı ve 1950'li yıllarda civardaki eğlence mekânlarında çalışanların oturduğu, çeşitli randevuevlerinin bulunduğu, aynı zamanda varlıklı kesime ait lüks apartman dairelerinin de yer aldığı bir bölgeydi. 1960’lı yıllarda Taksim ve Beyoğlu’nun eski dokusunu yitirmeye başlamasıyla birlikte, Cihangir de bakımsız, fazla ilgi görmeyen bir semte dönüştü. 1980’lı yıllardan itibaren ise İstiklal Caddesi ve çevresinin güzelleşmesi ve popülerleşmesiyle birlikte, semt de zaman içinde daha popüler, yabancı nüfusun ağırlıkta olduğu, özellikle de kültür – sanat çevresi ve gençler tarafından sık tercih edilen bir bölgeye dönüştü. Bugün Cihangir, kendine has dokusu ve çok kültürlü sosyal yaşantısıyla İstanbul’un en yaşanılır semtlerinden bir tanesidir.

Cihangir’e Gittiğinizde…
İstanbul gezinizde Cihangir’e gittiğinizde yapmanız gerekenlerden bazıları:
-Firuzağa Kahvesi’nde bir şeyler için.
-Antikacıları, tarihi hamamları ve butik kafeleri ile ünlü komşu semt Çukurcuma’da dolaşmak için mutlaka birkaç saatinizi ayırın. Ayrıca, Orhan Pamuk’un aynı adlı kitabında anlatılan hikayenin hayat bulduğu ünlü Masumiyet Müzesi de buradadır.
-Ünlü Cihangir merdivenlerinde oturup Boğaz manzarasının tadını çıkarın.
-Orhan Kemal Müzesi’ni ziyaret edin.
-Semtin iki adımda bir karşınıza çıkacak, insana çok alışmış, dost canlısı kedilerini sevmeyi unutmayın!
-Yokuşlu dar sokaklarda bol bol fotoğraf çekin.
-Butik mağazaları ziyaret edin; çok güzel tasarımlarla karşılaşacaksınız!

İstiklal Caddesi

İstiklal Caddesi
Yalnızca İstanbul’un değil, Türkiye’nin en ünlü caddesi hangisi diye kime sorsanız alacağınız cevap bellidir… 7/24 canlı olan, dünyanın dört bir yanından pek çok farklı kültürden insanı bir araya getiren; tarihi binaların, müzelerin, meşhur kafe ve restoranların, sinema ve tiyatro salonlarının, ibadet merkezlerinin ve eğlence mekânlarının eşine az rastlanır bir ahenk içinde bir arada bulunduğu, ilk geldiğinizde başınızı döndüren, daha sonra ise bağımlılık yapan İstiklâl Caddesi, aslında kalabalığıyla, güzelliğiyle, çok sesliliği ve temposuyla bir anlamda İstanbul’un özeti olarak da düşünülebilir… Gelin; Taksim Meydanı’ndan Galata’ya kadar uzanan, günde ortalama 1 milyon insanın ayak bastığı, İstanbul’un nabzını tutan bu sembolik caddenin tarihinden ve en popüler noktalarından kısaca bahsedelim…

Osmanlı Öncesi
İstiklal Caddesi’nin hikayesi, Bizans döneminin hemen sonrasında başlar. Bizans döneminde, Galata bölgesi, surlar içinde çeşitli Latin topluluklarının yaşadığı, kilise ve manastırların bulunduğu bir Cenova kolonisiydi ve Haliç’in bu yakasına Pera (karşı yaka) denirdi.

Osmanlı Dönemi - Grande Rue de Pera
Kent Osmanlı’nın eline geçtikten sonra, Galata (Pera) bölgesi daha da canlanmaya ve gelişmeye başladı, ve bunun sonucunda burada yaşayan topluluklar da yavaş yavaş surların dışına taşarak Boğaz’a ve Haliç’e bakan yamaçlara taşınmaya başladılar. Bölgeye gelen yabancılar burada yeni binalar inşa etmeye başladılar ve şehre yeni bir doku kazandırdılar. Bugünkü İstiklâl Caddesi’ne oldukça yakın bir konuma yerleşen Fransızlar, burada Fransız Sarayı’nı (Maison de France) inşa ettiler, ve Fransız kültüründen etkilenen cadde Grande Rue de Pera ismini aldı.

Müslüman Yerleşimleri – Galata Mevlevihanesi & Asmalı Mescit
1491 yılında Galata Mevlevihanesi’nin inşa edilmesinden sonra, caddeye Müslüman topluluklar yerleşmeye başlamıştır. Yine aynı dönemde, asmalarıyla bilinen ve bugünkü ünlü Asmalı Mescit Sokağı’na da ismini veren cami yaptırılmıştır. Bu dönemde bölgeye Müslüman topluluklar yerleşmiş olsa da, bölge halkının büyük çoğunluğunu yine yabancılar oluşturuyor, cadde kendine özgü dokusunu ve kültürünü yabancı nüfustan alıyordu.

Günümüze Doğru…
Osmanlıcada Cadde-i Kebir olarak bilinen cadde, 17. yüzyılda Galata Kulesi yakınındaki Kule Kapısı’ndan başlayıp Galata Sarayı olarak bilinen kışla mektebine kadar uzanıyordu. Gezgin Eremya Çelebi, burada gördüğü çeşitli binaları listelerken Ceneviz elçisinin evi, Fransisken Kilisesi, Hollanda Elçiliği, Terra Sainte Kilisesi gibi yapılardan bahsetmiştir. 18. yüzyıla gelindiğinde Beyoğlu’nun gelişmesi ve şekillenmesi bu cadde etrafında devam etti. Caddenin bugünkü tarzının şekillenmeye başlaması ise 19. yüzyıla denk düşmektedir.

İstiklal Caddesi
Cadde, cumhuriyetin ilanından sonra İstiklal Caddesi adını aldı. Cadde, altın çağı olduğu söylenebilecek bu dönemde; pek çok tiyatro, sinema, restoran, otel, pastane gibi mekânın yer bulduğu, oldukça canlı ve popüler bir bölgeydi. 19. yüzyılın sonlarında/20. yüzyılın başlarında farklı kültürlerin kaynaştığı, birçok dilin konuşulduğu bu kozmopolit bölge, ilerleyen yıllarla birlikte özellikle de gayrimüslimlere karşı uygulanan politikaların etkisiyle yabancı nüfusun gitmesinin bir sonucu olarak eski ışıltısını yitirdi, ve zengin kültürel yapısını kaybetti.

90’lar ve Sonrası…
90’lar sonrasında; cadde eski binaların onarılması; kitapçı, kafe, sinema, sanat galerisi gibi yerlerin açılmaya başlaması ve kültürel etkinliklerin sayısının artmasıyla birlikte eski ihtişamına ve çok renkliliğine kavuşmaya başladı, ve yeniden İstanbul’un en popüler kültür-sanat ve eğlence merkezine dönüştü. İstiklâl Caddesi, günümüzde de yalnızca bir alışveriş/sanat/eğlence merkezi olarak değil, çok önemli bir kültürel değer olarak varlığını sürdürmektedir.

İstiklal Caddesinde Görmeniz Gereken Yerler
Yazıyı bitirmeden önce, yakın zamanda bir İstanbul gezisi yapmayı planlayanların, İstiklal Caddesi’nde mutlaka görmeleri gereken yerlerin bir listesini yapalım dedik… İşte bir İstiklâl yürüyüşüne çıktığınızda ya da özel bir planınız olduğunda değerlendirebileceğiniz yerler:

Asmalı Mescit
St. Antuan Katolik Kilisesi
Narmanlı Han
Beyoğlu Sineması
Çiçek Pasajı
Madame Tussauds Müzesi
Pera Müzesi
Galata Mevlevihanesi
Aznavur Pasajı

Taksim Meydanı

Taksim Meydanı
İstanbul’un merkezi, şehre ilk kez gelen yerli – yabancı herkesin ilk gittiği yerler arasında yer alan, şehrin -ve ülkenin- tarihindeki pek çok önemli olaya tanıklık etmiş bir alan olan Taksim Meydanı, şehrin nabzının attığı nokta olarak bugün de popülerliğini koruyor. Eğlence, yeme – içme, alışveriş, kültür – sanat ve daha fazlası… Aradığınız her ne ise, Taksim Meydanı’na bir adım atmanız, ve oradan sonra kendinizi önünüzde yüzlerce seçeneğin sizleri beklediği İstiklal Caddesinin akışına bırakmanız yeterli… Peki ünlü Taksim Meydanı’nın hikayesi ne?

Meydana İsmini veren Yapı: Maksem
Maksem, Osmanlı döneminde, toplanan suyun dağıtılmak üzere taksim edildiği binalara verilen isimdi. Taksim Meydanı da, ismini, 1732 yılında bölgeye su dağıtımı yapmak amacıyla inşa edilen, bugün hala meydanda duran, herkesin gördüğü ama pek az kişinin dikkat ettiği ya da hikayesini bildiği maksemden almıştır.

Meydanın Geçmişi
Taksim Meydanı, 18. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar, Pera’da yaşayan Levantenler (çoğunlukla liman kentlerinde yaşayan, ticaretle uğraşan Hristiyanları tanımlamak için kullanılır) ve Avrupalıların gezinti yeri olan, batı ve kısmen güney yönlerinde mezarlıklarla çevrili olan bir düzlüktü.

Beyoğlu’nun 18. yüzyılda giderek büyümesi ve nüfusun artmasının bir sonucu olarak, mevcut su kaynakları bölgeye yetersiz gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine, 1. Mahmut, daha önce yapılmak istenen ama Patrona İsyanı (1730) yüzünden başlatılamayan, bölgeye yeni ve efektif bir su hattı getirme projesini hayata geçirdi. Bu su taşıma ve paylaştırma sisteminde, şehrin kuzeyindeki doğal su kaynaklarından gelen sular, Hacı Osman Bayırı – Ayazağa – Levent – Mecidiyeköy – Şişli – Harbiye üzerinden Taksim’de yapılan su deposuna ulaşıyor, ve bitişiğindeki maksemden de çeşitli bölgelere “taksim” ediliyordu.

Meydanın tarihi gelişiminde önemli yeri olan bir diğer yapı da Topçu Kışlası -Halil Paşa Topçu Kışlası ya da Taksim Kışlası olarak da bilinir- olmuştur. 1806 yılında, günümüzde Gezi Parkı’nın olduğu alanda kapıkulu askerlerinin topçu sınıfı için inşa edilen bu kışla hakkında daha ayrıntılı bilgi için, Gezi Parkı sayfamıza göz atabilirsiniz. Kışlanın karşısında askerlerin talim yapmak için kullandığı alan da, günümüzde Talimhane olarak bilinen semte dönüşmüştür.

Abdülmecid Döneminde, bugün İTÜ Taşkışla Binası olarak bilinen Mecidiye Kışlası (1846-1852 yılları arasında) ve Gümüşsuyu Askeri Hastanesi inşa edildi. Daha sonra tamamlanan Gümüşsuyu Kışlası ve yukarıda da bahsettiğimiz Talimhane bölgesi ile birlikte, Taksim askeri bir doku kazanmaya başladı. Bu durum, Avrupalıların yaşadığı Pera bölgesiyle bir tezat oluşturuyordu.

1913 yılında, Şişli ve Beyoğlu Elektrikli Tramvayla birbirine bağlandı, bu da alanın önemini bir parça daha artırdı. İşlevini kaybeden Topçu Kışlası’nın avlusu, 1920’lerde stadyum olarak kullanılmaya başlandı (Taksim Stadı). İlerleyen yıllarda ise kışla tamamen yıkıldı, ve yerine Gezi Parkı yapıldı. 19. yüzyılda Elektrik İdaresi'nin yabancı müdürü için yapılmış olan lojman, II. Dünya Savaşı sonrası yıkıldı, ve yerine Atatürk Kültür Merkezi yapıldı. 1928 yılında tamamlanan Cumhuriyet Anıtı, ve meydanı çevreleyen yapılar, Taksim’in zamanla “boş bir alan”dan bir şehir meydanına dönüşmesini sağladı.

Galata Kulesi

Galata Kulesi
Galata Kulesi, İstanbul’un yalnızca en güzel yapılarından biri değil, aynı zamanda en önemli sembollerinden de bir tanesi… Gelin; şehrin siluetinin vazgeçilmez bir parçası olan; efsanelerde, şarkı ve şiirlerde adı geçen bu ünlü yapının geçmişine doğru küçük bir yolculuğa çıkalım… İşte Galata Kulesi’nin hikayesi:

Fener Kulesinden Şehrin Simgesine…
Dünyadaki en eski kuleler arasında yer alan Galata Kulesi, 528 yılında, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından inşa ettirilmiş ve fener kulesi işleviyle kullanılmaya başlanmıştır. 13. yüzyılda Haçlı Seferlerinde tahrip olan kule, 1348 yılında Cenevizliler tarafından yığma taşlar kullanılarak, Galata surlarına ek olarak yapılmış, adına da İsa Kulesi (Christea Turris) denmiştir.

1445 – 1446 yılları arasında yükseltilen Kule, İstanbul Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçtikten sonra, hemen her yüzyıl yenileme ve onarım çalışmalarından geçmiştir. Kule, 16. yüzyılda da Kasımpaşa’da tersanelerde çalıştırılan Hristiyan savaş esirleri için barınak görevi görmüştür.

17. yüzyılda, tarihimizin en ünlü gezginlerinden Evliyâ Çelebi’nin kayıtlarında anlatıldığına göre, Hezarfen Ahmet Çelebi, yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takıp Galata Kulesi’nden havalanmış, ve Üsküdar’a kadar uçmuştur.

18. yüzyılda yangın gözetleme kulesi olarak değerlendirilen Galata Kulesi’nin önemli bir bölümü, III. Selim döneminde çıkan bir yangınla hasar görmüştür. Kule onarılmış, ne var ki 19. yüzyılda yine bir yangınla hasar görmüş, 1875 yılında ise büyük bir fırtınada külahı devrilmiştir. Galata Kulesi, bugünkü görünümünü, 1965 – 1967 yılları arasında gerçekleştirilen bir onarımdan sonra kazanmıştır. UNESCO, 2013 yılında, Galata Kulesi’ni Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil etmiştir.

Karaköy

Karaköy
Üçüncü nesil kahve dükkanları, en güzel balık restoranları; renkli ve hareketli dar sokaklar, birbirinden ilginç ürünler bulabileceğiniz butikler, ve nefes kesici bir manzaraya sahip bir iskele… Karaköy dendiğinde ilk akla gelenlerden bazıları bunlar… Bu yazımızda, sizlere Beyoğlu’nun özellikle de gençler arasında en popüler bölgelerinden olan Karaköy’den, ve burada mutlaka yapmanız gerekenlerden bahsedeceğiz!

Geçmişten Günümüze Karaköy
Karaköy, Bizans zamanlarından beri bir liman bölgesiydi. MS 1000’li yıllarda, Bizans İmparatoru’nun, Cenovalı tüccarlara bu bölgede yaşama ve ticaret yapma izni verdiği bilinmektedir. (bölgede Ceneviz duvar kalıntıları halen görülebilir) İstanbul’un fethinden sonra; bölgede Ceneviz, Venedik ve Katalan tüccarları, Osmanlı vatandaşları, Ermeniler, Rumlar, Gürcü ve Yahudiler yaşıyordu. 15. yüzyılın sonlarına yaklaşıldığında ise, nüfusun yarısı Müslümandı.

Yüzyıllar boyunca bir ticaret merkezi olarak öne çıkan Karaköy bölgesi, 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde bir bankacılık bölgesi olarak gelişmeye başladı. Osmanlı Bankası, merkezini burada kurmuş, Avusturya ve İtalya Sigorta şirketleri burada şubeler açmışlardır. 20. yüzyılda da ticari faaliyetlerin artmasıyla birlikte bölge gelişmeye devam etti. Günümüzde ise Karaköy, hem gündüz hem de gece hareketli olan sosyal ortamı ve renkli eğlence hayatına ek olarak, hem uluslararası hem de şehir içi yolcu taşımacılığında oldukça önemli bir noktadır.

Karaköy’e Gittiğinizde…
İstanbul gezisi yapıp da Karaköy’e uğramamak olmaz! Sizin de, bu tatlı semte uğradığınızda, yapabileceklerinizden bazıları:
-Tarihi Galata Simitçisi’ne uğrayın,
-Yeni nesil kahve dükkanlarında güzel bir kahve için,
-Hamburgerden deniz ürünlerine kadar oldukça geniş bir yelpazeye yayılan kaliteli restoranlardan birini seçin ve ağzınıza layık bir yemek yiyin,
-Yetenekli tasarımcıların ilginç işlerini bulabileceğiniz butikleri mutlaka gezin,
-İskelede Boğaz manzarasının keyfini çıkarın,
-Meşhur Kamondo Merdivenleri’nde biraz soluklanın,
-Bol bol fotoğraf çekin; çok güzel kareler yakalayacağınızdan emin olabilirsiniz! Şimdiden iyi eğlenceler!

Gezi Parkı

Gezi Parkı
Bugün pek çok kişinin ismini 2013 yılında İstanbul’da başlayıp kısa sürede ülke geneline yayılan eylemler ile hatırladığı Gezi Parkı, İstanbul’un sembol haline gelmiş parklarından yalnızca bir tanesi… Beyoğlu’nda, şehrin merkezi ve en popüler noktası Taksim Meydanı’nda yer alan Gezi Parkı, ayrıcalıklı konumu ve renkli ambiyansıyla hem İstanbulluların, hem de şehri ziyarete gelen turist ve gezginlerin ilgi odaklarından biri…
Eğer bu sembolik park ve ilginç tarihi hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız, gelin, Taksim Meydanı’nın tarihinde de önemli bir yeri olan, İstanbul ziyaretinizde mutlaka uğramanızı tavsiye ettiğimiz Gezi Parkı’nın geçmişine doğru kısa bir yolculuğa çıkalım.

Topçu Kışlası ve Taksim Stadyumu
Gezi Parkı’nın hikayesini anlatmak istiyorsak, ilk başta Topçu Kışlası’ndan başlamamız gerekir. Topçu Kışlası -Taksim Kışlası ya da Halil Paşa Topçu Kışlası olarak da geçer- III. Selim döneminde, 1806 yılında, bugün Gezi Parkı’nın olduğu alanda, kapıkulu askerlerinin topçu sınıfı için inşa edildi. (Kışlanın karşısındaki boş alan askerlerin talim yeriydi ki burası da bugün Talimhane olarak anılan semte dönüşmüştür.) 19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı ordusunun modernize edilmesi sürecinde önemli rol oynayan Topçu Kışlası, 20. yüzyılın başlarında işlevini yitirmeye başladı. 1920’li yılların başlarında, kışlanın boşalan avlusunun spor müsabakalarında değerlendirilmesine karar verildi, ve böylece İstanbul’un ilk stadı, Taksim Stadyumu ortaya çıktı. (Türkiye millî futbol takımı, ilk resmî futbol maçını 26 Ekim 1923'te burada, Romanya ile yapmış, maç 2-2 berabere sonuçlanmıştır.)

Gezi Parkı’nın Yapılışı
İnönü Stadyumu’nun yapılmasıyla önemini yitiren Taksim Stadyumu ve artık harabe halinde olan Topçu Kışlası, 1940 yılında, şehircilik uzmanı Henri Prost tarafından hazırlanan imar planı dahilinde yıkıldı. Yıkılan kışlanın yerine de, Taksim Gezi Parkı yapıldı.

Taksim Gezisi ve İnönü Gezisi isimleriyle de bilinen parkın kapladığı alan, yıllar içinde, inşa edilen otellere tahsis edilen alanlar ve diğer kısıtlamaların etkisiyle küçüldü. Bununla birlikte, Taksim Gezi Parkı, İstanbul’un merkezinde nefes alan, her yaştan insan tarafından ziyaret edilen popüler bir alan olarak varlığını sürdürdü.

İstanbul Gece Hayatı

İstanbul Gece Hayatı
Türkiye’nin kültürel başkenti İstanbul; tarihi değerleri, zengin yeme – içme seçenekleri, renkli sosyal yaşamı ve son derece geniş bir yelpazeye yayılan sanat etkinlikleri ile olduğu kadar temposu hiç düşmeyen gece hayatıyla da ünlü… İstanbul’da gece hayatı dendiğinde önünüzde farklı zevklere ve eğlence anlayışlarına hitap eden o kadar fazla seçenek var ki, herkesin aklına gelen bir ya da iki semt ya da mekândan bahsetmek neredeyse imkânsız. Bu yazıda, İstanbul’un gece hayatını keşfetmek isteyenler için genel bilgileri ve mekân önerilerini bulabilirsiniz.

Beyoğlu – Beşiktaş – Kadıköy Üçgeni
Şehrin hem yerlileri arasında en popüler, hem de turistler tarafından en çok rağbet gören bu ünlü ilçeleri, gece hayatı söz konusu olduğunda da her bütçeye ve zevke hitap eden birbirinden ilginç pek çok seçenek sunuyor. Öğrenci barlarından seçkin gece kulüplerine, salaş meyhanelerden karaoke barlara ve şık restoranlara kadar oldukça geniş bir yelpazeye yayılan mekânlarda kendinize uygun pek çok seçeneği keşfedebilirsiniz.
Şehrin merkezi Beyoğlu ve Taksim, aynı zamanda gece hayatının da kalbinin attığı bölge olarak tanımlanabilir. Burada sabaha kadar çılgınca dans edebileceğiniz hareketli kulüplerden, sakin bir ortamda, sıcak bir ambiyansta bir şeyler içip muhabbet edebileceğiniz şık bar ve restoranlara kadar pek çok mekân keşfedebilirsiniz. Beyoğlu gece hayatının öne çıkan mekânlarından bazıları ise şunlar:
Nardis Jazz Club (Galata)
Minimüzikhol (Cihangir)
Peyote (Taksim)
Klein.Garten (Taksim)
James Joyce Irish Pub (Taksim)
Rock n’ Rolla (Taksim)
Tektekçi (Tomtom)
Lebi-i Derya (Taksim)

Avrupa yakasının bir diğer popüler eğlence bölgesi ise tabii ki Beşiktaş… Burada “Çarşı” olarak bilinen bölgedeki popüler barlarda keyifli vakit geçirebilir, ya da Ortaköy bölgesindeki seçkin gece kulüplerinde kaliteli müzik eşliğinde dans edebilirsiniz. Beşiktaş gece hayatının popüler mekânlarından bazıları:
W Lounge (Akaretler)
Sefarad Meyhane (Ortaköy)
Jungle 8 (Levent)
Sortie (Kuruçeşme)
Elma Pub (Çarşı)

Karşı yakaya geçtiğimizde ise, bizleri Kadıköy’ün genç enerjisi ve yüksek tempolu eğlence mekânları karşılıyor. Öğrenci nüfusunun yüksek olduğu bölgeler arasında yer alan Kadıköy’de, yine her zevke ve bütçeye uygun seçenekler bulmak mümkün. Öne çıkan Kadıköy eğlence mekânlarından bazıları:
Arka Oda (Merkez)
Karga (Merkez)
Old Sailor Irish Pub (Merkez)
Kayıkhane (Moda)

Bilmeniz Gereken Konser Alanları
İstanbul’un eğlence hayatı tabii ki bar, club ve restoranlarla sınırlı değil. Her yıl farklı tarzlardan hem yerli, hem de yabancı pek çok dünyaca ünlü sanatçının misafir olduğu konser alanları da şehrin eğlence yaşantısının önemli bir parçası. İstanbul’un önde gelen konser mekânlarından bazıları ise şunlar:
Babylon (Şişli)
Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi (Beşiktaş)
Volkswagen Arena (Maslak)
Jolly Joker (Taksim)
Kuruçeşme Arena (Beşiktaş)
Küçükçiftlik Park (Beşiktaş)